Yine ilk başlığı attım konuya balıklama dalalım. Şunu belirtmek isterim bugün İsa yeni yazı olmadığını söylediği için klavyeyi elime aldım. Konulara giriş yapma konusunda ciddi sıkıntılarım var ve şu anda da bunu yaşıyorum.
İftara 10 dakka falan var,
hava ne kavuruyor ne de kafede şal almalık tam keyif havası,
ramazanın gidişinin ve
çekirdekli gecelerin bitişinin hüznü üzerimde,
sınavdan kalmış olmanın düşüncesi içimi kemiriyor,
sağımda da kramponlarım yeni yıkanmış hâlleriyle(bi topa vuralım reis, der gibi) bakıyorlar bana...
Yine yeni şeylere başlama fırsatları,
(ramazandan sonra spor yapıcam, ramazandan sonra bol bol gezip hiç evde oturmayacağımın başlangıçları)
Kendi konuşma sınavımı kendi ellerimle kaybettim, kendim üretmeyi denemek yerine hazıra konmayı denedim ve... Olmadı. Sonra ne oldu? Bütünlemeye kalmış olma düşüncesi beynimi kemiriyor, başım çatlıyor ama elimden de bi şey gelmiyor. Değiştirilemeyecek şeylere takılmaktansa "şimdi ne yapabilirim?" diye düşünmek lazım bunu bilsem de yapması kolay olmuyor şu anlık. Ben yine düşüncelerimi hayata geçirmeye çalışacağım belki ama kalırsam ayağıma koca bi gülle(Daltonlar'ın ayaklarına bağlarlardı ya kocaman bi şey ne olduğunu bilmiyorum mahkumlar kaçmasın diye kullanılan o şeyden bahsetmek istedim) bağlanmış olacak. Üstesinden gelebilirim umarım...
Şimdi tecrübelerimi hemen veriye dönüştüreyim ki "tecrübe"(başarısızlığın havalı hâli) işlevini yerine getirebilsin. Öncelikle bir yabancı dil nasıl öğrenilmez tek cümleyle açıklıyorum, TOPLAN TOPLAN(yaklaşın bakayım yamacıma, derdi Heredot Cevdet Reis-O da sonradan çok bozdu ama severdik Ekmek Teknesi'ndeyken-): KESİNLİKLE SADECE OKUMAYLA VE DİNLEMEYLE YETİNİLMEYİP YAZMAYA VE ÜRETMEYE ÇALIŞILMALI.
Sadece üretmek diyerek konuyu kapatamayız tabii ki bu da seviye seviye ilerleyen bir durum ama istenilen seviye genelde hazırlık sonunda şu olur: "tartışma yapabiliyor olmak" yani fiyakalı bir girişin ardından argümanlar sunarak olayı iki yönüyle de ele alıp sonra kendi düşüncemizin olduğu yönde manipülasyon yapabilmek. Çok zor değil ama benim gibi argümanları hazırlayıp onları öğrenmemezlik yapmayın son gün flash disk ile beyne atılmadığını yaşayarak test ettim.
Bugünlük son dissim, Skyland İstanbul ve özellikle Nurol Life rezidanslarının yapımına izin veren + yapımında emeği geçen herkesedir(inşaatta çalışanlardan bahsetmiyorum bildiğiniz gibi)(!) Güzelim stadın, Seyrantepe'nin belki Ayazağa'nın bile silüetine etki eden aşırı yüksek katlı(50 ve üzeri katlarda) bu rezilliklerin yenilerinin yapımı ne zaman duracak çok merak ediyorum. İnşaat dışarıya en zor pazarlanabilecek sektörken Türkiye gelişim sürecinde büyük ölçüde bu sektöre yatırım yaptı ve yapmaya devam ediyor. %10 üzerinde büyümelerden bahsediliyor ama inşaattan başka gelişen sektör yok -ki inşaatın gelişmesinin işe yaraması için ülkenin yaşanılabilirliği yatırım yapılacak alanlarının iyi durumda olması gerekiyor- aksi takdirde inşaat sektörü "çöp" niteliği taşımakta. Halbuki yatırımlar ülkemize girdiği süreçte inşaat yerine "işlemci üretmek, yazılım sektöründe gelişmek" gibi vizyonlu girişimlerde bulunulsaydı Qualcomm kadar büyük olmasa da bir MediaTek sınıfı işlemci markamız olabilirdi bu da Türkiye'de üretilecek ve maliyeti çok düşük cazip telefonlar olmasını sağlayacaktı. Dünya pazarında büyük yer bulamasa da yerli sermayede ve orta doğuda etkili olma şansı doğuracaktı. Neyse konu nerden nereye geldi nasıl oldu anlamadım ama "bütmüşüz" derken kendi bütünlemeye kalışımdan girip asıl büt'e
kalanın kimler olduğunu da görmenizi sağladıysam ne mutlu bana.
Abdullah Karaman en içten dileklerini sunuyor...
İftara 10 dakka falan var,
hava ne kavuruyor ne de kafede şal almalık tam keyif havası,
ramazanın gidişinin ve
çekirdekli gecelerin bitişinin hüznü üzerimde,
sınavdan kalmış olmanın düşüncesi içimi kemiriyor,
sağımda da kramponlarım yeni yıkanmış hâlleriyle(bi topa vuralım reis, der gibi) bakıyorlar bana...
Yine yeni şeylere başlama fırsatları,
(ramazandan sonra spor yapıcam, ramazandan sonra bol bol gezip hiç evde oturmayacağımın başlangıçları)
Kendi konuşma sınavımı kendi ellerimle kaybettim, kendim üretmeyi denemek yerine hazıra konmayı denedim ve... Olmadı. Sonra ne oldu? Bütünlemeye kalmış olma düşüncesi beynimi kemiriyor, başım çatlıyor ama elimden de bi şey gelmiyor. Değiştirilemeyecek şeylere takılmaktansa "şimdi ne yapabilirim?" diye düşünmek lazım bunu bilsem de yapması kolay olmuyor şu anlık. Ben yine düşüncelerimi hayata geçirmeye çalışacağım belki ama kalırsam ayağıma koca bi gülle(Daltonlar'ın ayaklarına bağlarlardı ya kocaman bi şey ne olduğunu bilmiyorum mahkumlar kaçmasın diye kullanılan o şeyden bahsetmek istedim) bağlanmış olacak. Üstesinden gelebilirim umarım...Şimdi tecrübelerimi hemen veriye dönüştüreyim ki "tecrübe"(başarısızlığın havalı hâli) işlevini yerine getirebilsin. Öncelikle bir yabancı dil nasıl öğrenilmez tek cümleyle açıklıyorum, TOPLAN TOPLAN(yaklaşın bakayım yamacıma, derdi Heredot Cevdet Reis-O da sonradan çok bozdu ama severdik Ekmek Teknesi'ndeyken-): KESİNLİKLE SADECE OKUMAYLA VE DİNLEMEYLE YETİNİLMEYİP YAZMAYA VE ÜRETMEYE ÇALIŞILMALI.
Sadece üretmek diyerek konuyu kapatamayız tabii ki bu da seviye seviye ilerleyen bir durum ama istenilen seviye genelde hazırlık sonunda şu olur: "tartışma yapabiliyor olmak" yani fiyakalı bir girişin ardından argümanlar sunarak olayı iki yönüyle de ele alıp sonra kendi düşüncemizin olduğu yönde manipülasyon yapabilmek. Çok zor değil ama benim gibi argümanları hazırlayıp onları öğrenmemezlik yapmayın son gün flash disk ile beyne atılmadığını yaşayarak test ettim.
Bugünlük son dissim, Skyland İstanbul ve özellikle Nurol Life rezidanslarının yapımına izin veren + yapımında emeği geçen herkesedir(inşaatta çalışanlardan bahsetmiyorum bildiğiniz gibi)(!) Güzelim stadın, Seyrantepe'nin belki Ayazağa'nın bile silüetine etki eden aşırı yüksek katlı(50 ve üzeri katlarda) bu rezilliklerin yenilerinin yapımı ne zaman duracak çok merak ediyorum. İnşaat dışarıya en zor pazarlanabilecek sektörken Türkiye gelişim sürecinde büyük ölçüde bu sektöre yatırım yaptı ve yapmaya devam ediyor. %10 üzerinde büyümelerden bahsediliyor ama inşaattan başka gelişen sektör yok -ki inşaatın gelişmesinin işe yaraması için ülkenin yaşanılabilirliği yatırım yapılacak alanlarının iyi durumda olması gerekiyor- aksi takdirde inşaat sektörü "çöp" niteliği taşımakta. Halbuki yatırımlar ülkemize girdiği süreçte inşaat yerine "işlemci üretmek, yazılım sektöründe gelişmek" gibi vizyonlu girişimlerde bulunulsaydı Qualcomm kadar büyük olmasa da bir MediaTek sınıfı işlemci markamız olabilirdi bu da Türkiye'de üretilecek ve maliyeti çok düşük cazip telefonlar olmasını sağlayacaktı. Dünya pazarında büyük yer bulamasa da yerli sermayede ve orta doğuda etkili olma şansı doğuracaktı. Neyse konu nerden nereye geldi nasıl oldu anlamadım ama "bütmüşüz" derken kendi bütünlemeye kalışımdan girip asıl büt'e
kalanın kimler olduğunu da görmenizi sağladıysam ne mutlu bana.
Abdullah Karaman en içten dileklerini sunuyor...
Yorumlar
Yorum Gönder