Attığı her turun, duvara dört parmak kala topuğunu yerden keserek kendi ekseninde dönüşünün ardından attığı her altı adımın iz düşümü, bir öncekiyle aynı olmalıydı. Bir saat rakkası gibi sabit ve durmaksızın bir eylemdi bu, bacakları yorulmaz olmuştu ancak kafasında kurduklarının bir türlü sonlanacağı yoktu, gerçi son bulmasını istiyor muydu ki? Bazı şeyleri kafasında o kadar kuruyordu ki hiçbir şey düşünmediği anlara düşüyordu, bir saatin sarkacının sağa sola salınımıyla çıkardığı seslerin bir süre sonra beyin tarafından yok sayılışı gibi düşünceleri de kafasının içinde yok hükmüne rücu ediyordu. O anları fark edebilse bir et torbasının 15 saniyelik devinimi olarak adlandırabilirdi görüntüsünü. Onu anlayabilmek için kafasının içindeki hengameye kulak vermek gerektiği çok belli. Burada olmasına neden olan herkesi ve onlardan alacağı intikam sahnelerini, türlü türlü fikirleriyle aklından geçirse bile bu döngüde ne kadar zaman geçerdi, her adımının bir manası olmalıydı belki de. Sol ayağ...